film yorumları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film yorumları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2012 Perşembe

Oxford Cinayetleri


Yüzüklerin Efendisi'nin yüzük taşıyıcısı Elijah Wood bu filmde Oxford Cinayetlerini araştırıyor. Matematik Profesörü Arthur Seldom'a 
hayran olan öğrencisi Martin,yeni başlayan cinayet serisini çözmek için profesöre yardımcı oluyor.Ortada ilginç bir tesadüf var ki, bütün bu 
cinayetler Martin'in şehre gelişiyle başlıyor.Başta profesöre yardım etmek için cinayetlerle ilgilenen Martin, herkesin aslında kendisinden
şüphelendiğini fark edince bu cinayetler O'nun kişisel meselesi haline geliyor ve şüpheli olabilecek herkesi tek tek inceliyor.
  Cinayetlerin matematiksel simgeler hesap edilerek işleniyor olması da, katilin matematik konusunda uzman olduğunu kesinleştiriyor.
Martin'in matematik konusunda uzman olduğunu düşündüğü tek isim ise yıllardır hayranı olduğu Profesör Arthur seldom...
Şüphelilerin çoğalmasıyla daha da karmaşık bir hal alan bu filmde, katili son dakikalara kadar tahmin etmek mümkün değil. Çünkü filmde, 
şüpheli olarak karşımıza çıkan herkesin bu cinayetleri işlemek için nendenleri var.Son anlara kadar sürükleyiciliğini hiç kaybetmeyen bu 
filmde, matematik ve felsefeyle ilgili de çok ilginç ayrıntılar var.
  Tanıtımını okuyunca matematik formülleriyle dolu sıkıcı bir film gibi düşünebilirsiniz.Ama izlemeye başladığınız anda düşünceniz değişecektir.
Olayların ayrıntılı ve ağır ağır işlenmesi de katili merak ettiğiniz için biraz can sıkıcı olabilir. Bir an önce sonuca ulaşmak isteyeceğiniz
bu filmde 5 dakika da bir aklınızdaki katil değişecek. Film izlemekle bulmaca çözmek arasında gidip gelirken çok şaşırtıcı bir sonla bütün 
tahminlerinizin yerle bir olmasına da hazır olun.
  Olayları araştırırken Martin'i yanından ayırmayan ve bütün ayrıntıları O'nunla paylaşan profesör, belki onun gerçekten yardımcı
olabilceğini düşünüyor, belki de ondan sakladığı şeyleri öğrenmediğinden emin olmak istiyor. Film boyunca kafanızı kurcalayacak olan bu sorunun
cevabı da son sahnelerde ortaya çıkıyor.

3 İDİOTS



Hindistan’da mühendislik okuyan 3 arkadaş, bulundukları sistemin onları yarışa zorlamasından şikayetçidir.
Bu durumu değiştirebilmek için uğraşan 3 kafadarın işi ise çok zor. Okullarında herkes en iyi olmak için uğraşıyor ve hiç kimse kendisinin en iyi olmadığını düşünmüyor. Bu durumu
değiştirmek isterken Ranco ve arkadaşlarının başından geçen olayları izlerken dram mı yoksa komedi mi izliyoruz karıştırmak mümkün.
  Hint sinemasına özgü bir durum var tabi, komedi ve dram hep iç içe...
Hint sinemasının en ünlü isimlerinden olan Aamir Khan’ı başrolde gördüğümüz bu filmde; ne zaman bitecek, diye saate bakmanız mümkün değil.Zira ben bakmadım :) Ben bakmadıysam hiç kimse bakmaz.
Sistemin karşısında kendilerini anlatmaya çalışan bu 3 dostun hikayesi dolu dolu mesajlarla yüklü değil. Bu 3 dostun komik ve dramatik
hikayesini sıkıcı ayrıntılara boğulmadan izleyebilirsiniz. Onların kendilerini ifade etmek için buldukları yöntemler de sizi çok şaşırtacak.
Filmde, klasik Hint filmlerine özgü, duygusallığın abartıldığı klişe sahneler de yok değil. Ama bu sahneler Hint filmi sevenler için filmi daha
da güzel hale getiriyor.
2009'da Hinsitan’da çekilen filmi, Bollywood’un en ünlü yönetmenlerinden olan Rajkumar Hirani yönetti. Başta Aamir Khan olmak üzere, Kareena Kapoor,
Sharman Joshi, Madhavan, Boman Irani, Akhil Mishra gibi birçok sevilen oyuncuyu bu filmde izleyebilirsiniz.Hint sinemasının vazgeçilmezi kıpır
kıpır müziklerin sahibi ise  Subir Kumar Das. 

Bu filmi izleyecek şanslı insanlara şimdiden iyi seyirler :)

SURETLER


“Kendinize bir bakın. Koltuklarınızdan kurtulun, kalkın ve aynaya bir bakın. Tanrı'nın sizi nasıl yarattığını görün. 
Hayatımızı, makineler aracılığıyla yaşamak için yaratılmadık…”

 Filmin başında duyduğumuz bu sözler ilk olarak aklımıza bilgisayarı getiriyor. Derken bir de bakıyoruz ki ortada çok daha kötü bir 
durum var. Bilgisayar bağımlılığının da ötesinde bir durum için söyleniyor bu sözler. 
 Bilim kurgu sinemasının en güzel örneklerinden biri olan bu filmde, insanlar dışarıya çıkmıyorlar.Kendi yapmış oldukları suretleri
 onların yerine dışarı çıkıyor ve onlar da evlerinden suretlerini yönlendiriyorlar. Kumanda sistemiyle suretlerini yönlendiren 
insanlar, suretlerinin yaşadığı her şeyi kendileri yaşamış gibi hissediyorlar. Bu sistemin kurulmasındaki asıl amaç ise insanın hiçbir 
tehlikeye maruz kalmadan yaşamını sürdürebilmesi.
  Bir yerden sonra gerçekten böyle bir şey olabilir mi diye de düşünmeye başlıyoruz. Filmi izledikçe anlıyoruz ki , yazar bize böyle 
ütopik bir hikayenin içinde aslında kendi hikayemizi göstermeye çalışıyor. Sosyal ağlarda kendimize bir profil çizip sonra
o profildeki gibi olmak için uğraşıyoruz. Yani en azından yazarın bize anlatmaya çalıştığı bu. Şimdi içinde bulunduğumuz zamanı
düşününce, filmin hikayesi daha da tanıdık gelmeye başlıyor. Sanki orda yaşananlar bilim kurgu değil de yakın zamanda dünyanın geleceği
durummuş gibi düşünmeye başlıyoruz.
  Bir yandan biz bunları düşünürken filmin ilerleyişinde de bir değişiklik oluyor ve bütün suretler kayboluyor. İnsanlar oluşturdukları
hayal aleminden gerçek dünyaya hızlı bir düşüş yaşıyorlar. Uzun zamandır hayatlarını makinalar üzerinden, suretlerini yönlendirerek 
yaşayan insanlar gerçek hayata alışmakta epey zorlanıyorlar.
  Film bittiğinde aklımızda kalan soru ise ''Acaba gerçekten kendi hayatımızı mı yaşıyoruz,yoksa suretimizin
hayatını mı?'' oluyor.

Gerçeğe Çağrı



 Bilim kurgu hayranları için harika bir seçenek olan film, aslında 1990 yılında
çekilen filmin ikinci versiyonu. İlk filme oranla aksiyon sahnelerinin azlığı konusunda eleştirilse de mekanlar 
ve çekim konusunda epey övgü alıyor. Mekanlar demişken hemen belirtelim ki ilk film Mars'ta geçiyorken filmin yeni
versiyonu Dünya'da geçmektedir.
  
  Kahramanımız Douglas Quaid (Colin Farrel), bir kolonide montaj işçiliği yapmaktadır. Hayatını sıkıcı bulan Douglas,
kendisine yeni anılar implant ettirmek ister. Böylece sıkıcı hayatı hareketenecek ve gördüğü saçma rüyalar belki de anlam
kazanacaktır.
   
  Kendisine yeni anılar implant ettirmek isteyen kahramanımız gittiği Rekall şirketinde tuhaf olaylarla karşılaşır. Quaid'le 
de bu sırada tanışır. Quaid, aslında gizli ajandır, zamanla düşünceleri değişir ve ne için çalışıyor olduğu konusunda kafasında bazı
soru işaretleri oluşur. Filmin devamında ise kendini bambaşka bir tarafta bulur.

  10 Ağustos 2012'de vizyona giren film, Len Wiseman tarafından yönetildi. Colin Farrell, Kate Beckinsale, Jessica Biel'in 
başrollerini paylaştığı filmde, bilim kurgunun yanında çok az da olsa aksiyon sahneleri göze çarpıyor. Kanada'da çekilen film
özellikle kullanılan mekanlarla dikkat çekiyor.


Free Blog Templates